------------------------------- Sitemizde lütfen yorum atarken ahlaki kuralları göz önünde bulundurarak yorum atalım... ----------------------------------- Sitemize kayıt olmanıza gerek yoktur... ---------------------------------- Yeni yazarlar aranmaktadır... ------------------------------- Sitemiz artık Googlede... ---------------------------- turkleroyun@hotmail.com' dan bana ulaşın..

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Pinhan - Elif Şafak

Pinhan - Elif Şafak
Pinhan - Elif Şafak
Sabahları haylaz, geceleri ise sıkıntı deryalarında boğulan; doğuştan iki başlı, doğuştan iki bedene ve iki ruha sahip olan bir çocuğun; elmaların güzelliğine aldanıp girdiği ve gönlün nereyi gösterirse o yöne git diyen Durribaba’nın türbesine attığı adımla çıktığı yolculuğun hikayesidir Pinhan.
Türbede geçirdiği yıllardan sonra gönlünün doğrultusunda İstanbul’da kendi gibi iki başlı bir mahalle bulur. Dört kapısından dört rüzgar giren bu mahallenin eski adı Akrep Arif yeni adı ise Nakş-ı Nigardır. Fakat bu iki isim birbirlerini hiç sevmezler de. Bir bayram sabahı başlayan kavgalarını sadece ve sadece mahallenin kendileri gibi ikibaşlı olan Pinhan bitirebilirdi. Giriştiği bu savaşın sonunda Pinhan vücudunda yolculuğa çıkar; kendi içindeki insanlarla savaşır, yıllardır yakasından düşmeyen bu utancı içindeki herkese gösterir ve kendini bulur.

Benim mekânım balçıktır/gıdam ise safi aşk/korku ile beslenmez imanım/korku dediğin safi yalandır/korku ile yakaran/bir kendini sever/aşk ile yanıp tutuşan/geçer serden/her dem yeniden tutuşturur küllerini.
Yazarı tanımayan bir kişi kitabın uzun zaman önce kaleme alındığını düşünebilir. Çünkü günümüzde kullanılmayan birçok Arapça ve Farsça kelimeye bu kitapta rastlamak mümkün. Bu da kitabın daha fazla gerçekçi olmasını sağlıyor. Edebi olarak bakıldığında da kesinlikle basit cümleler içermeyen roman, her sayfasında kendini size daha da fazla sevdiriyor.
Pinhan’a dervişlik yolunda eşlik ederken, her sayfada onunla birlikte bir damla daha arındığınızı hissedebilirsiniz. O zamanların bir İstanbul mahallesinde yaşayabilir, o zamanların insanlarıyla bir arada olabilirsiniz.
Görünenle yetinirsen eğer sadece tırtılı bilirsin. Çirkindir ya tırtıl, gönlünü çelmez. Görünenin ötesine geçmek istersen eğer, aradan örtüyü kaldırıp da gönül gözü ile bakarsan, kelebeği bulursun karşında. Güzeldir ya kelebek, gönlün ona akar. Lakin gönül gözünle görürsen eğer, kelebeğe değil tırtıla sevdalanırsın.
Yazarın ilk romanı olan ve 1998 yılında Mevlana Büyük Ödülü’nü alan bu eser, Elif Şafak’ı gözümüzde bir kat daha yüceltmektedir.

Adı: Pinhan
Yazarı: Elif Şafak
Yayınevi:metis yayınları
1.Baskı Yılı: 1997
Sayfa Sayısı: 224
Elif Safak: "Pinhan benim nazarimda apayri bir öneme, yere sahip. Baslangic noktami öykü kitabimda degil, Pinhanda bulurum ben. Sunuda söylemeliyim ki, Pinhan benim icin akademi ile edebiyatin kesistigi kavsakta dogdu. Bana yeni bir yön tayin etti. Ben master imi ODTU Kadin Calismalarinda yaptim. Orada Islam heterodoksisi calistim. Tez konum: Bektasi ve Mevlevi Düsüncesinde Kadinsilik-Döngüsellik idi. Bu alanda bulabildigim, ulasabildigim tüm kaynaklari büyük bir merakla okudum. Okudukca daha cok degil, daha az bilmeyi göze alarak. Sonunda öylesine yogun bir arastirma ve okuma döneminin ardindan, geride kalan bilgi ve his birikimi beni yönlendirmeye basladi. Pinhan da akil ve sezgi, bilgi ve his ic ice geçti. Bu acidan özel bir roman olduguna inanirim.“

Elif Safak özellikle bu romaninda cok fazla eski kelimelere yer vererek, tembel okuru sevmedigini acikca belli etmis ;) Eski kelimelere yer vermesinin sebebini bir röportajinda söyle dile getiriyor:

„Dil benim için ta başından beri bir sevda. Öztürkçecilik akımını açıkça eleştiriyor, kaybolan Osmanlıca kelimelerin bıraktığı boşluğu görüyorum. Dilde ve kültürde süreklilik olmalı bir toplumda, yoksa bilgi ve kültür birikimi bir kuşaktan diğer bir kuşağa akamaz. Bizde de öyle oldu. Ben eski kelimeleri kullandığım için çok eleştiri aldım ama kelimenin eskisi olur mu? Hepimizin elinin altında bir Osmanlıca sözlük olmalı bence. Bilmediğimiz bir kelimeye rastlayınca açıp bakacağız tabiî ki, çünkü buna değer, başka türlü nasıl gelişir insan. Ama dil konusunda bir hazır lokmacılık var, 'bildiğim kelimeler bana yeter, zorlama fazla' diyen tembel okuru da tembel yazarı da sevmiyorum.“

Hiç yorum yok: