------------------------------- Sitemizde lütfen yorum atarken ahlaki kuralları göz önünde bulundurarak yorum atalım... ----------------------------------- Sitemize kayıt olmanıza gerek yoktur... ---------------------------------- Yeni yazarlar aranmaktadır... ------------------------------- Sitemiz artık Googlede... ---------------------------- turkleroyun@hotmail.com' dan bana ulaşın..

21 Temmuz 2011 Perşembe

Flaman Tablosu-Arturo Perez

Flaman Tablosu-Arturo Perez
Flaman Tablosu-Arturo Perez
Oyun ve sanat, gerçek ile yanılsama, geçmiş ile bugün, an'lar ve yüzyıllar; tanrı-yazar işaret parmağını şöyle bir sallar ve hepsi birden yer değiştiriverir; önce bir tablonun, sonra bir oyunun ve yanılgıları yansıtan bir aynanın karşısında buluveririz kendimizi, bugün yüzyıllar öncesine bakar, bir aşkı, bir hatırayı ve kim bilir belki de bir cinayeti geri getirir. İşler sarpa sarar, kahraman ve kurban oluveririz aynı anda, çıkış yolu ararken başladığımız noktaya geri döneriz, ne de olsa her hikâyenin bir başlangıcı vardır...
Bu hikâye ise genç bir sanat tarihi uzmanı olan Julia ile günümüzden beş yüz yıl önce yapılmış bir tablonun, bir başyapıtın karşılaşması ile başlıyor; daha doğrusu 'Satranç Oyunu' isimli bu tablonun üzerinde taşıdığı fakat yazılır yazılmaz kapatılan gizemli bir cümleyi ele vermesiyle: Şövalyeyi Kim öldürdü? Restore etmek için elinde bulunan tablonun üzerindeki bu esrarengiz cümleyi keşfeden Julia, satış üzerinden alacağı yüzdenin artması sebebiyle yüzyıllar öncesinden gelen bu sırrın peşine düşer. Yanında ise antikacı dostu César, galerici sanat simsarı Menchu ve müzayedeci Montegrifo yer alır.
Sadece bir dükle şövalye arasında geçen satranç oyunu sahnesini gösteren fakat yüzyıllar önce işlenmiş, bir cinayeti işaret eden tablonun talihi hızla bugüne karışacaktır. Çünkü 'Satranç Oyunu', Eski Flaman ustalarının bıkmadan aradıkları etkiye sahiptir; seyirciyi resimle bütünleştirmek, durup resme baktığı mekanı resmin içine sokmak, gerçek yaşamın tablonun bir parçası olduğu duygusunu vermek etkisine. Yani gerçekle yanılsama arasındaki o ince çizgiyi tamamen yok etmeye. Flaman usta Van Huys büyülü bir biçimde başarmıştır bunu. Resimde yer alan dışbükey ayna bakıldığı mekana, satranç düzlemleri diğer gerçeklik düzlemlerine karışır. Tablodaki oyunun gerçek bir satranç partisi olduğunu ve ortaçağda yaşanmış yasak bir aşk ile bir cinayeti temsil ettiğini hikâyeye sonradan katılan satranç uzmanı Munoz'la birlikte ortaya çıkaran Julia ister istemez geçmişten gelen bu satranç oyununu oynamaya başlayacaktır. Ve kısa süre içinde oyna-dıkları bu oyunun gerçek hayatta da birileri tarafından oynandığını keşfedecektir, çünkü satrançta yenilen taşlar yani onlara karşılık gelen dostları birer birer öldürülmektedir... Bu saygın oyunun uçurumlarında birçok ruh yok olacaktır...

Beklenmedik hamleler
İspanyol yazar Arturo Pérez-Reverte'nin yazarlık kariyerinde bir dönüm noktası olan üçüncü kitabı 'Flaman Tablosu', hiç tanınmadığı ve eleştirmenler tarafından görmezden gelindiği halde çıkar çıkmaz elli binin üzerinde satan hatta Fransa'da polisiye roman büyük ödülünü alan bir kitap. Talihsiz bir yazar Reverte, eleştirmen-lerin önce görmezden geldiği, sonra da kitapları çok satmaya başladığı için yine eleştirmenler tarafından, aldığı onun üzerinde edebiyat ödülüne rağmen, okunmaya değer bulunmayan bir edebiyatçı. Ancak Türkiye'de yayımlanan (ve yine sebebsiz yere fazla ilgi çekmeyen) ilk kitabı Dumas Kulübü ile birlikte değerlendirilirse Reverte'nin bir çoksatan yazar olması belki de talihsizlik çünkü bu tür romanlardan farklı olarak Reverte'nin romanları son derece derinlikli bir yapıya ve açıkçası etkileyici bir kurguya sahip.
Flaman Tablosu'nda çok katmanlı bir anlatımı benimsiyor Reverte, ayrıntılı karakter betimlemelerine, durum ve yer tasvirlerine ağırlıklı olarak yer veriyor. Geçmiş ve bugün arasında kurduğu ilişki bağlamında da Avrupa'dan, Avrupalı olmaktan gelen kültürel mirası, kültürel belleğini de son derece başarılı bir şekilde yazınına aktarıyor. Romanın en kritk anlarından biri olan, Julia'nın satranç oyunundaki şövalyenin aslında tablonun yapılışından iki yıl önce öldürüldüğünü öğrenmesi, bu duruma en güzel örneklerinden biri. Geçmişle bugün arasında kurulan ilişki gibi sanat ile oyun ve yanılsama bağlantısını da çok iyi kurarak Flaman Tablosu'nun merkez-ine oturtuyor Reverte. Felsefesini ise iyi-lik/kötülük ayrımı üzerinden yürütüyor. Daha doğrusu bu ayrımın kesinliksiz, ayrılamaz ve bulanık yapısı üzerine gidiyor. Beklenen taşlardan beklenen hamleler gelmiyor, beyaz atı yiyen taş beyaz vezire yani 'dam'a tuhaf bir şekilde hiç dokunmuyor.
Baş döndürücü, tarihe, insan aklına meydan okuyan, gizemli satranç oyunu... Arturo Pérez-Reverte, Flaman Tablosu'nun ve hikâyenin tüm gizemini bu karmaşık ama karmaşık olduğu kadar da kesin ve net oyunun hamlelerine yükleyerek son derece iyi bir seçim yapıyor. Böylelikle tıpkı her satranç oyununda olduğu gibi hikâyenin sonuna kadar gerilim bir nebze olsun düşmüyor. Yazar oyun aracılığıyla okuyucuyu hikâyenin akışına birebir dahil ederken satranç oyunu ve bu oyundaki taşların hayata yayılan karakterleri, rolleri üzerine bilgilendiriyor, kışkırtıyor. Ve son derece naif bir şekilde, gözümüzün içine sokmadan iktidar ve güç kavramlarını sorguluyor. Bir de daha önce Nabokov'un aklına takılan etkileyici bir soru soruyor: 'Dünyada satrançtan başka ne var?
Bu yazılar sizin romanlarda seçinleriniz içindir...

Hiç yorum yok: