------------------------------- Sitemizde lütfen yorum atarken ahlaki kuralları göz önünde bulundurarak yorum atalım... ----------------------------------- Sitemize kayıt olmanıza gerek yoktur... ---------------------------------- Yeni yazarlar aranmaktadır... ------------------------------- Sitemiz artık Googlede... ---------------------------- turkleroyun@hotmail.com' dan bana ulaşın..

21 Temmuz 2011 Perşembe

Belgariad Serisi-David Eddings

Belgariad Serisi-David Eddings
Belgariad Serisi-David Eddings
Belgariad // Taş’ın Öyküsü

Bir gün geldi, Çerek ve üç oğlu, Büyücü Belgarath ile Mallorya’ya gittiler. Bereberce, yaralı Tanrı Torak’ın çaldığı Aldur Taşı’nı geri almayı amaçlamışlardı. Torak’ın demir kulesinde Taş’ın saklı olduğu yere vardıklarında, muhteşem mücevhere dokunmaya bir tek Çerek’in oğullarının en küçüğü olan Demirpençe Riva cesaret etti. Çünkü ruhunda kötü niyet taşımayan bir tek Riva’ydı.
Tekrar Batı’ya döndüklerinde, Belgarath Riva’ya ve onun soyuna Taş’ın koruyuculuğu görevini verdi ve dedi ki: “Taş sende ve senin soyunda kaldığı sürece, Batı emniyette olacaktır.”
Sonra Riva Taş’ı alıp halkıyla birlikte Rüzgârlar Adası’na yelken açtı. Gemileri adaya yanaştığında oraya bir Hisar ve etrafına da surlarla çevrili bir şehir inşa edilmesini emretti. İnsanlar bu şehre Riva adını verdiler; savaş için yapılmış, kale gibi bir şehirdi bu.
Hisarın içine dev bir salon yapıldı; bu salonda kara taştan oyulmuş, duvara dayalı bir taht vardı, insanlar bu salona Riva Kralının Salonu dediler.
Derken bir gün Riva derin bir uykuya daldı ve Alornlann Ayı Tanrısı Belar rüyasına girip dedi ki: “Ey Taş’ın Koruyucusu, gökten iki yıldız düşüreceğim. Bunları alıp ateşte kızdıracak ve örste döveceksin. Birinden bir kılıç ağzı, ötekinden bir kabza yapacaksın; birleştiğinde kardeşim Aldur’un Taş’ını koruyacak bir kılıç olacak.”
Riva uyandığında gökten iki yıldız kaydığını gördü ve yıldızlan dağların tepelerinde arayıp buldu. Belar’ın söylediği gibi bir kılıç ağzı ve bir kabza yaptı. Fakat işi bittiğinde, kılıç ve kabza bir türlü birleş-miyordu. Bunun üzerine Riva, “Heyhat!” diye haykırdı. “Vazifemi başaramadım, çünkü kılıç birleşmiyor.”
Yakınlarda durmuş onu seyreden bir tilki dile gelip, “îşini yanlış yapmadın Riva,” dedi. “Kabzayı al ve Taş’ı tepesine tak.” Riva tilkinin dediği gibi yapınca, Taş, kabza ile birleşti; ancak kılıcın ağzı ile kabza hâlâ ayrıydı. Tilki yine ona akıl öğreterek, “Kılıcın ağzını sol, kabzayı sağ eline al ve birleştir,” dedi.
“Birleşmiyorlar,” dedi Riva. “Mümkün değil.”
“Sen de pek bilgeymişsin,” dedi tilki. “Daha denemeden neyin mümkün olup neyin olmadığını biliyorsun.”
Riva utanarak kabzayla kılıcı birleştirince, kılıç ağzı tıpkı suya dalarmış gibi kabzaya geçti. Kılıç ebediyen birleşmiş oldu böylece.
Tilki gülerek dedi ki: “Kılıcı al ve önündeki kayaya vur.”
Riva kılıcın kırılacağından korktu, ama gene de kayaya vurdu. Kaya ikiye bölündü ve yanlan yerden bir nehir fışkırarak aşağıdaki şehre doğru akmaya başladı. Ve uzaklarda, doğudaki Mallorya’da, yaralı Torak yüreğinde bir ürpertiyle uykusundan uyandı.
Tilki tekrar güldü, sonra dönüp koşmaya başladı. Durakladığında Riva onun artık tilki değil, Belgarath’ın gümüş rengi kurt sureti olduğunu gördü.
Riva kılıcı tahtının arkasındaki kara taş duvara yerleştirdi ağzı aşağı gelecek şekilde; öyle ki, kabzadaki Taş, en yüksek noktada duruyordu. Kılıç duvara kaynadı. Riva’dan başka hiç kimse onu yerinden alamazdı.
Yıllar geçtikçe, insanlar Riva ne zaman tahta otursa Taş’ın soğuk bir alevle tutuştuğunu, kılıcı eline alıp kaldırdığında ise mavi ateşten bir dile dönüştüğünü gördüler.
Kılıcın dövülmesinden sonraki bahar, Rüzgârlar Denizi’nin karanlık sularından, ne küreği ne de yelkeni olan küçük bir kayık çıkageldi. Kayıkta dünyanın en güzel kızı vardı. Adı Beldaran’dı; Belgarath’ın sevgili kızı Beldaran. Riva’nın karısı olmaya gelmişti. Ve, zamanın başında yazılmış olduğu gibi, onu görünce Riva’nın kalbi aşkla yanıp tutuştu.
Beldaran’la Riva’nın evlenmelerinden bir yıl sonra, Eras yortusunda bir oğulları oldu. Riva’nın oğlunun sağ elinde Taş’ın işareti vardı. Doğar doğmaz Riva oğlunu Riva Kralının Salonuna götürdü ve elini Taş’a değdirdi. Taş çocuğu tanıdı ve onun sevgisiyle parladı. Bundan sonra Riva soyundan gelen çocukların hepsi ellerinde bu işaretle doğdular, ki Taş onları tanısın ve kendisine dokunduklarında yok etmesin. Çünkü ancak Riva soyu Taş’a güvenle dokunabilirdi. Her bebeğin eli Taş’a dokundukça, Riva soyu ile Taş arasındaki bağ daha da güçlendi. Her dokunuşta Taş’ın parlaklığı daha da arttı.
Bir yıl boyunca Riva şehrinde işler böyle yürüdü gitti. Bazen yabancı gemiler Rüzgârlar Denizi’ne gelirdi, ama Rüzgârlar Adası’nı korumakla görevli Çerek gemileri hemen onlara saldırıp batınrdı. Ama zamanla, Alorn kralları toplanıp bu yabancılann Torak’ın hizmetinde olmadıklarına, Nedra adlı Tannya bağlı olduklanna karar verdiler. Onların gemilerinin Rüzgârlar Denizi’nde güvenle seyretmesine izin verdiler. “Çünkü,” dedi Riva Kralı diğer hükümdarlara, “bir gün gelecek, Nedra oğullan Tekgöz Torak’ın Angaraklarıyla savaşımızda yanımızda olacak. Oğullarının gemilerini batırarak Nedra’yı kızdırmayalım.” Riva hükümdannın bu bilgece sözlerine Alorn krallan da katıldı; dünyanın değişmekte olduğunu kabul ettiler.
Bunun üzerine, parşömen parçalarına imza atmaktan çocukça bir zevk alan Nedra oğullanyla anlaşmalar imzalandı. Ancak, çok değer verdikleri cicili bicili ıvır zıvırla dolu gemileriyle Riva körfezine girdiklerinde, Riva Kralı hallerine güldü ve şehrin kapılannı kapatarak onlan içeri almadı.
Nedra oğullan imparator dedikleri krallanna şikâyete koştular ve sokaklannda mallannı satabilmeleri için şehrin kapılarını açtırmasını rica ettiler. Bunun üzerine İmparator, ordusunu adaya yolladı. Tabii, Tolnedra adını verdikleri bu krallıktan gelenlerin Deniz’den geçmesine izin vermek başka bir şeydi, Riva kapılarına bir ordunun dayanması başka bir şey. Riva Kralı limanın boşaltılmasını ve Tolnedra gemilerinin körfezden temizlenmesini emretti, ve öyle de yapıldı.
Tolnedra imparatorunun gazabı korkunç oldu. Ordularını toplayarak Rüzgârlar Denizi’ni geçmeye hazırlandı. O zaman banşsever Alornlar toplanarak bu düşüncesiz imparatorla anlaşmaya çalıştılar. Ona bir mesaj göndererek dediler ki: Eğer ısrar edersen, gelip imparatoru da krallığını da yok ederiz ve kalıntılanna da denize dökeriz, imparator bu barışçı mesaja boyun eğdi ve o delice maceradan vaz geçti.
Yıllar geçtikçe, Riva Kralı Tolnedralı tüccarların zararsız olduğunu anladı ve şehrin önündeki rıhtım boyunda bir köy kurup lüzumsuz mallannı orada satmalarına izin verdi. Alıp satma konusundaki bu delicesine hevesleri onu öylesine eğlendiriyordu ki, halkından arada bir gidip onlardan hiçbir işlerine yaramayacak da olsa birkaç şey satın almalarını rica bile etti.
Gel zaman git zaman, Lanetli Torak’ın çaldığı Taş’ı kaldırıp da dünyayı ortadan ikiye bölmesinin üstünden tam dört bin iki yıl geçmişken, Nedra oğullarının Riva şehrinin duvarlan dışına kurduğu köye başka birtakım yabancılar geldi. Bu yabancılar Tanrı Issa’nın oğullan olduklarını söylüyorlardı. Kendilerine Ny-îssalı diyorlar ve hükümdarlarının bir kadın olduğunu iddia ediyorlardı ki, bu da her duyana pek anormal geliyordu. Kraliçelerinin adı Salmissra idi.
Ny-îssalılar göz boyayıcı kılıklarla gelip, kraliçelerinden Riva Kralına ve ailesine hediyeler getirdiklerini söylediler. Bunu duyan Riva soyunun yaşlı kralı Bilge Gorek, bu tssa oğullan ve kraliçeleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için yanıp tutuşmaya başladı. Karısını, iki oğlunu, onların karılannı ve bütün torunlarını yanına alıp kaleden ve şehirden çıkarak, Ny-tssalılara hoşgeldin demek ve Sthiss Tor fahişesinin yolladığı hediyeleri almak için onların çadırına gitti. Riva Kralını ve ailesini sahte tebessümlerle çadırlanna buyur ettiler.
Derken tssa’nın bu habis ve lanetli evlatlan, Riva soyundan gelen herkese saldırdılar. Silahlan zehre batınlmıştı, o yüzden en küçük bir çizik bile ölüm demekti.
Yaşlılığında bile çok güçlü olan Gorek, katillerle dövüşmeye başladı; kendini kurtarmak değildi maksadı, çünkü daha ilk darbeyi yediğinde damarlarında ölüm dolaştığını anlamıştı. Tek amacı, soyunun devamını sağlamak için torunlanndan birini olsun kurtarmaktı. Heyhat, hepsinin sonu gelmişti - kaçıp kendini suya atan bir torun hariç. Gorek bunu görünce pelerinini başına çekip inledi ve Nyissa bıçakla-nnın altında can verdi.
Hisarın Vekilharcı Brand olanları duyduğunda gazabı müthiş oldu. Hain suikastçılar hemen yakalandılar ve Brand tarafından en cesur insanlan bile titreten yöntemlerle sorguya çekildiler. Sonunda gerçek ortaya çıktı. Gorek ve ailesi, Nyissalılann Yılan Kraliçesi Sal-missra’nın emriyle öldürülmüştü.
Suya atlayan çocuktan ise eser yoktu. Katillerden biri, kar beyazı bir baykuşun suya dalıp çocuğu kaparak götürdüğünü söylüyordu, ama en şiddetli zorlamalar altında bile ifadesini değiştirmemesine rağmen kimse ona inanmadı.
Bunun üzerine tüm Alorya îssa oğullanna karşı müthiş bir savaş başlattı. Şehirlerini yıkıp bulabildikleri herkesi kılıçtan geçirdiler.
Salmissra son nefesini verirken, bu habis suikastı Tekgöz Torak ve hizmetkân Zedar’ın zoruyla yaptığını itiraf etti.
Böylelikle, artık bir Riva Kralı kalmamıştı; Taş’ın Koruyucusu yoktu. Ama Brand ve onun ardından gelip onunla aynı adı taşıyanlar, Riva’yı yönettiler. Bunu izleyen yıllarda, Riva soyunun uzak ülkelerde saklanmakta olduğu söylentisi dolaştı durdu. Ama gri pelerinli Ri-valılar tüm dünyayı aradılarsa da, böyle birini bulamadılar.
Kılıç Riva’nın onu koyduğu yerde kaldı; Taş da hâlâ kabzasına takılıydı, ama parlamıyordu ve cansız gibiydi artık, insanlar, bir Riva Kralı olmasa da, Taş orada durdukça Batı’nın güvenlikte olduğunu düşünmeye başladılar. Taş’ın oradan çalınacağından da pek korkulmuyordu, çünkü Riva soyundan gelmeyen biri Taş’a dokunduğu anda, oracıkta kül olup bitiyordu.
Ancak adamları Riva Kralı’nı ve Taş’ın Koruyucusunu ortadan kaldırdıktan sonra Tekgöz Torak Batı’yı fethetmek için planlar yapmaya başlamıştı bile. Yıllar sonra, muazzam bir Angarak ordusunun başına geçerek Batı’ya yürüdü. Sürüleri Algarya’yı talan ederek Arendiya’ya girdiler ve Vo Mimbre şehrinin kapılarına dayandılar.
Bunun üzerine, Belgarath ve kızı Büyücü Polgara, Riva Vekilharcı Brand’ın yanına vanp ona akıl verdiler. Onlarla birlikte Brand ordusunu Vo Mimbre’ye yürüttü. Şehrin önündeki kanlı muharebe sırasında, Taş’ın gücünü kullanarak Torak’ı yendi. Torak’ın müridi Zedar efendisinin gövdesini kaçırarak sakladı, ancak bütün gücünü kullanmasına rağmen Tanrısını uyandıramadı. Batı halkları kendilerini yeniden güvende ve Aldur Taşı’nın koruması altında hissettiler.
Derken, Riva soyunun gerçek mirasçısı olan bir Riva Kralının yeniden ortaya çıkıp, Riva Kralının Salonundaki tahta oturacağı yolunda bir kehanet olduğu yolunda söylentiler yayılmaya başladı. Daha sonraki yıllarda da, Tolnedra imparatorlarının kızlarının on altıncı yaş günlerinde Riva Hisannda, eğer kral dönerse onun kansı olmak için bekledikleri de söylenir oldu. Ama bu öykülere pek aldıran olmadı. Yüzyıllar geçti ve Batı hâlâ emniyetteydi. Taş, kılıcın kabzasında sessiz ve karanlık bekledi. Torak’ın bir yerlerde, uyanmak için Riva Kralının dönüşünü beklediği söyleniyordu; demek ki hiç olacağı yoktu bunun.
Bu öykünün de burada sona ermesi gerekir. Ama hiçbir gerçek öykünün sonu yoktur. Kurnaz kişiler çalmak ve yok etmek için planlar kurdukça da, hiçbir şey güvende sayılmamalıdır.
Uzun asırlar sonra, yeni dedikodular duyuldu; bu dedikodular en yüksek yerlerde oturanları bile rahatsız edecek gibiydi. Fısıltılar, Taş’ın çalındığını söylüyordu. Sonra Belgarath ve Polgara’nın Batı ülkelerinde yeniden dolaştığı görüldü. Bu defa yanlarında Belgarath’a “dede”, Polgara’ya da “teyze” diyen Garion adlı bir genç adam vardı. Batı krallıklarında dolaştıkça, yanlarına tuhaf yol arkadaşları aldılar.
Belgarath toplanan Alorn Krallarına, Taş’ı kılıcın kabzasından ayırmanın bir yolunu bularak çalan kişinin Dönek Zedar olduğunu ve muhtemelen uyuyan Torak’ı uyandırmak amacıyla Doğu’ya doğru gitmekte olduğunu bildirdi. Belgarath’ın yanındakilerle birlikte, Taş’ı yeniden ele geçirmek için Zedar’ın peşine takılması gerekiyordu.
Zaman içinde, Belgarath ve yol arkadaşlarının Taş’ı ele geçirmek için atıldıkları serüvene Belgariad dendi. Ama serüvenin sonu Kehanete bağlıydı; nihai sonucu ise Kehanet bile bilmiyordu.
Belgariad 1. Kitap - Kehanetin Oyuncağı
Belgariad 2. Kitap - Büyücüler Kraliçesi
Belgariad 3. Kitap - Sihirbazın Tuzağı
Belgariad 4. Kitap - Büyülü Şato
Belgariad 5. Kitap - Efsuncunun Son Oyunu
alıntıdır.
Bu yazılar sizin romanlarda seçinleriniz içindir...

Hiç yorum yok: